BÜYÜK BEŞİKTAŞ DOSYASI – BÖLÜM 1

24 Sep

IMG00404BÜYÜK BEŞİKTAŞ DOSYASI – BÖLÜM 1

Bugün hiçbir gerçek Beşiktaşlı, kulübümüzün gelmiş olduğu konumdan memnun durumda değil. Sportif – Mali – Sosyal anlamda kesinlikle hak etmediğimiz bir noktadayız. Ancak peşinen söyleyeyim, umudumuzu kaybetmemeli ve hep birlikte çözümler üretmeliyiz. Tabii geleceği kurtarma planları yaparken, geçmişin analizini iyi yapmalı ve hatalardan ders çıkarmalıyız. Maalesef camia olarak bu konuda inanılmaz zengin bir arşivimiz mevcut! Acaba biz bu noktaya nasıl geldik?

“Üç Büyükler”den “Üçüncü Büyük”e Geçiş

Bugün halen “Üç Büyükler” tanımı geçerli de olsa, Beşiktaş, spor kamuoyunda ve kendi taraftarlarının dışında kalan taraftarlar tarafından “Üçüncü Büyük” olarak konumlandırılmıştır. Kuşkusuz, bu noktada “büyüklüğün tanımı” bir tartışma konusu olabilir. Bu kelimeye çok ulvi anlamlar yüklenebilir, sadece sportif başarı ile ölçülmesinin ne kadar yanlış olacağı vs. ifade edilebilir. Ama büyüklüğün tanımını yaparken asgaride şu bileşenleri dikkate almamıza sanırım kimsenin itirazı olmaz: “köklü geçmiş, yurtiçi ve yurtdışında devamlılık arz eden sportif başarı (kazanılan kupalar dışında ezeli rakiplere karşı ortaya konulan performans), taraftar ve sempatizan sayısı, repütasyon, ülkeye katkı (milli takımda temsil vb.), yurtdışında bilinirlik, marka değeri, varlıklar, tesisleşme, hisse değeri performansı, gelirler ve karlılık, amatör branşlara verilen destek, medyadaki yansıma vb.” Tabii ki bu unsurlar kadar, genel bir değerlendirme yapılsa toplam içlerindeki ağırlıklarının ne olacağı; birbirleri ile korelasyonu olanların nasıl ölçüleceği, tanımların nasıl detaylandırılacağı, başka maddelerin de eklenmesinin yerinde olacağı gibi bir çok soru ve argüman akla gelebilir. Ama en basit modelde bile, bu açılardan bakıldığında, artık üçüncü büyük konumuna oturtulduğumuz aşikardır. Beşiktaş taraftarının bir kısmı bu sevimsiz gerçekle yüzleşmiş ve bu durumdan kurtulunması için bir şeyler yapma gayreti içine girmiştir. Ama bu gerçek pek de “barışık olunacak” bir gerçek olmadığı için, bilinçaltında bununla ilgili bir farkındalık söz konusu olunsa bile, çoğunluk tarafından böyle bir durum yokmuş gibi hareket edilmektedir.

Benzer bir durum Trabzonspor’un da çok daha önceden başına gelmiştir. Üç büyükler tanımını “Dört Büyükler” haline getirmeyi başaran (hatta yanlış bir terim olarak kullanılıyor olsa da, üç büyüklerle oynadığı maçlar derbi diye tanımlanmaya başlayan) Trabzonspor, yarışta çok daha gerilerde kalmıştır. Buna rağmen son 18 sezonda gene de 4 kez ikinci olarak ligi bitirmişlerdir. (Her ne kadar ligler TFF tarafından tescil olunmuş olsa da; bu sezonlardan bir tanesi Trabzonspor’a göre tartışmalıdır ve Trabzonspor şampiyonluğun Fenerbahçe’den alınıp kendisine verilmesini talep etmektedir)

Bir diğer çarpıcı istatistik ise, Beşiktaş’ın söz konusu 18 sezonda ilk 3 dışında kaldığı sezon sayısıdır. Neden bu önem taşıyor? Çünkü “3 Büyükler”den bahsedildiği bir ortamda, “Beşiktaş’ın sahaya sadece forması çıksa ilk üçte bitirir” diye bir söylem de var. Bu diğer iki takım için de geçerli. Öte yandan ligi belli bir konumda bitiriyor olmanın, Avrupa Kupalarına katılım ile ilgili sonucu da etkilediği göz ardı edilmemeli. (Kupalara katılma hakkının elde edilmesi ve hangi kupaya kaçıncı elemeden katılınmasına hak kazanıldığı) Futbol takımımız son 18 sezonda tam 6 kez, ilk üçün dışında kalmış. Bu da her 3 sezonda bir böyle bir durumla karşılaştığımızı gösteriyor. Aslında daha da dramatik olan gelişme, son şampiyonluğumuzu takip eden ve son 4 sezona denk gelen yıllarda, tam 3 kez ilk üçe giremeyişimizdir. Hatta 2010/11 sezonundaki 5.liğimiz, 13 sezon sonra gelmiş olan en kötü derecemizdir. Son 4 sezona bakıldığında, ilk 3 sıra; Beşiktaş dışında şampiyonluk yaşamış diğer 4 takım arasında paylaşılmaktadır. Bu tablonun daha uzun vadeli bir trend haline dönüşmesi durumunda, en azından sportif anlamda açık ara 3. Büyük olarak anılmak, hatta daha gerilere bile düşmek kaçınılmaz olacaktır. Toparlanmış bir Trabzonspor, son yıllardaki performansını sürdürebilir kılan bir Bursaspor; bu süreci hızlandıracaktır.

Endüstriyel futbol – romantik futbol tartışmaları süredursun; “En güzel stadyum bizimkisi”, “İlk biz vardık”, “seyirci rekorlarını alt üst ettik”, “desibel rekoru kırdık”, “en yaratıcı taraftar bizde”, “en güzel renkler siyah beyaz” vs. diyerek rekabette başarı sağlanmıyor. Nostalji rüzgarlarının şişirdiği yelkenler de kulübümüzü daha ileri taşıyamıyor. Artık Süleyman Seba başkan değil. Artık Gordon Milne teknik direktör değil. Artık Metin-Ali-Feyyaz golleri atmıyor. Artık atom karıncalar, şifolar, takozlar yok. Ulvi yok, Kadir yok. Artık altyapı Serpil Hamdi Tüzün’e emanet değil. Artık o eski stadyumumuz bile yok (şimdilik) Ama FEDA sezonundaki sahiplenme, İnönü’ye vedadaki atmosfer, 2013/14 sezonundaki ilk maçlarda sağlanan seyirci ortalaması… Bunlar ilerisi için umut veriyor, halen potansiyelimiz hakkında bizi cesaretlendiriyor. Bu umutları boşa çıkartmamak da gene bizlerin, Beşiktaşlıların elinde!

13 Sayısının Uğursuzluğu mu?

Eğer kim, kaç kez şampiyon oldu diye bakarsak; şu anda GS, 19. şampiyonluğunu alarak; “4. Yıldız”a sadece 1 şampiyonluk kadar yaklaşmıştır. 18 şampiyonluk ile FB ise hemen GS’nin arkasındadır. Beşiktaş ise halen 13 şampiyonlukta ve 2 yıldızlı statüdedir. Yaklaşık 30 senedir şampiyon olamayan Trabzonspor, çok daha gerilerde kalmıştır. Bursaspor ise 2009/10 sezonunda sürpriz bir şampiyonluğa imza atmıştır.

Bizi mutsuz eden nokta, Beşiktaş’ın, son 18 sezonda sadece 2 kez şampiyonluk sevinci yaşamış olmasıdır. Yani Beşiktaş, ortalama 9 senede bir şampiyon olabilmektedir. Bu şampiyonlukların bir tanesi, özel bir sene olan 100. Yıl şampiyonluğudur. Diğeri ise FB ve GS’nin yarışta olmadığı, hatta ilk 3 içinde bile yer almadıkları 2008/09 sezonudur, bu aynı zamanda Beşiktaş’ın kazanmış olduğu son şampiyonluktur. Son 18 sezon değerlendirildiğinde, bu iki kulübün her ikisinin de ilk 3 dışında kaldığı yegane sezon da budur. O yüzden Beşiktaş, son şampiyonluğunu adeta “FB ve GS ile yarışmadan” kazanmıştır.

Burada dikkat çekici bir durum, aslında 1995/96 Sezonu Öncesi istatistiklere bakıldığında, üç büyükler arasında başabaş bir tablonun söz konusu olmasıdır. Her şey 1995’ten sonra Beşiktaş aleyhine değişmiştir. Bu dönemden sonra “üç büyükler” söylemi yerine “FB-GS Rekabeti” ön plana çıkmaya başlamıştır.

Bu nedenle yukarıdaki tarihi bir “milat” olarak kabul ederek, bu tarihten sonraki durumu mercek altına alıyor olacağım.

Kulüp

Toplam

Şampiyonluk

1995/96

Sezonu Öncesi

GS

19

11

FB

18

12

BJK

13

11

Trabzonspor

6

6

Bursaspor

1

 “Adım Adım” Çöküş

Malum 18 seneyi kendi içinde dönemlere ayırmaya kalksak, belki de en basit kategorizasyon başkanlar bazında yapılacak olandır. Nitekim yer yer buna ben de başvurabilirim. Ancak gene de ilk etapta son 18 seneyi ve bu dönemde görev yapmış 4 başkanı, ben üç ana dönemde incelemeyi daha uygun buluyorum.

Sezon

Başkan

Şampiyon

2.

3.

4.

Diğer

2012/13

F.Orman

GS

FB

BJK

Bursaspor

2011/12

Y.Demirören   / F.Orman

GS

FB

Trabzon

BJK

2010/11

Y.Demirören

FB

Trabzon

Bursaspor

G.Antep

5.

2009/10

Y.Demirören

Bursaspor

FB

GS

BJK

2008/09

Y.Demirören

BJK

Sivas

Trabzon

FB

2007/08

Y.Demirören

GS

FB

BJK

Sivas

2006/07

Y.Demirören

FB

BJK

GS

Trabzon

2005/06

Y.Demirören

GS

FB

BJK

Trabzon

2004/05

Y.Demirören

FB

Trabzon

GS

BJK

2003/04

S.Bilgili

FB

Trabzon

BJK

G.Antep

2002/03

S.Bilgili

BJK

GS

G.birliği

G.Antep

2001/02

S.Bilgili

GS

FB

BJK

A.gücü

2000/01

S.Bilgili

FB

GS

G.Antep

BJK

1999/00

S.Seba

GS

BJK

G.Antep

FB

1998/99

S.Seba

GS

BJK

FB

Trabzon

1997/98

S.Seba

GS

FB

Trabzon

İstanbul

6.

1996/97

S.Seba

GS

BJK

FB

Trabzon

1995/96

S.Seba

FB

Trabzon

BJK

GS

 “II. Seba Dönemi” (1995/96 – 1999/00, 5 sezon)

Onursal Başkanımız Sn. Süleyman Seba’nın başkanlık yaptığı 16 yıllık dönemin ilk 11 sezonundaki tablo şu şekildedir:

  • 5 Şampiyonluk (ilk ve tek 3 sezon üst üste şampiyonluğumuz, lig tarihinin tek namağlup şampiyonluğu)
  • 5 İkincilik (Bir tanesi averajla)
  • 1 Dördüncülük.

Görüldüğü üzere, Beşiktaş bırakın ilk üçe girmeyi, o dönemde tabir yerindeyse ligi en kötü ihtimalle 2. sırada bitirmekteydi. Sn. Seba’nın başkanlık döneminin son 5 seneki karnesi ise takip eden başkanlarınkine kıyasla çok daha iyi olmasına rağmen, kendi başkanlığı dönemine nazaran bir düşüş olduğu da aşikardır. Zaten bu sebepten ötürü, Beşiktaş taraftarlarının bir bölümü bu dönemde Sn. Seba’nın bu kulübe kattıklarını bir anda unutmuş ve kendisine cephe almıştır. Benim “II. Seba Dönemi” diye isimlendirdiğim bu 5 sezon içerisinde, Beşiktaş tam 3 kez ligi ikinci sırada bitirmiştir. Bir sezonu ise üçüncü sırada tamamlamıştır. Bu dönemde Beşiktaşlıların en hatırlamak istemediği sezon, kuşkusuz 1997/98 sezonudur. Takımımız 6. sırada ligi tamamlamıştır ve aslında geçmişte çok daha kötü derecelerimiz olsa da, bu camianın uzun bir süredir unutmuş olduğu bir duygudur. (1979-80 sezonundan beri takımımız ilk 5’in dışarısında asla yer almamıştı). II. Seba dönemi, aslında Beşiktaş’ın çöküşü gibi kesinlikle algılanmamalıdır. İstatistiklere bakıldığında, Beşiktaş yukarıda bahsettiğim o “kara” sezonu bir kenara bırakırsak, topladığı puan, ligi bitirdiği sıra, attığı gol ve averaj gibi kriterler anlamında gayet iyi bir performans sergilemiştir. Ancak söz konusu dönemin daha kayda değer olan gelişmesi, ezeli rakiplerinden GS’nin gösterdiği gelişimdir. GS, 5 sezon içerisinde tam 4 sene üst üste şampiyon olarak tüm dengeleri alt üst etmiştir. Bu şampiyonlukları takip eden UEFA Kupası, Süper Kupa ve Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali ile, zaten öteden beri daha ön planda olduğu Avrupa Kupalarında da BJK ve FB’nin önüne geçmiştir.

Göz ardı edilmemesi gereken bir diğer gelişme ise 4 sene boyunda çok başarılı bir performans gösterecek olan Gaziantepspor’un, Sn. Seba’nın son sezonunda ligi 3. sırada bitirerek lig sahnesinde daha farklı bir yer almasıdır. Sonuçta II. Seba dönemi, şampiyonluk yaşanamadan kapanmıştır. Artık koltuğu Serdar Bilgili’nin devralmasıyla Beşiktaş’ta “post-Seba” ya da “İş Adamı Başkanlar Dönemi” başlamaktadır.

 “İş Adamı Başkanlar Dönemi” (2000/01 – 2008/09, 9 sezon)

Serdar Bilgili, Beşiktaş’ta başkanlık koltuğuna oturmadan önce de yöneticilik görevi yapmış biridir. Bu nedenle kendisi başkanlığa geldiğinde genç ve dinamik duruşuna, tecrübeyi de ekleyerek Beşiktaş’ı çok iyi yerlere; tabir yerindeyse o eski günlerine taşıyacağına ilişkin camiada bir iyimser hava hakim olmuştur. Sn. Bilgili’nin başkanlık yaptığı 4 sezon boyunca, Beşiktaş dışında yaşanan önemli gelişmeler, FB’nin GS ile olan rekabeti yeniden dengelemiş; hatta bir nebze kendi lehine çevirmeye başlamış olmasıdır. Öte yandan 1999/00 sezonunu 3. Bitiren Gaziantepspor, bu dönemde üst sıraların gediklisi olmuştur. 1999/00 – 2003/04 yılları arasındaki 5 sezonda Gaziantepspor, tam 4 kez ligi ilk 4 sıra içinde tamamlamıştır. (iki 3.cülük, iki 4.cülük) Arada bir iyi sonuçlar alıp, ligi iyi yerlerde bitirmeyi başaran Anadolu Kulüpleri’ne rastlanmaktaydı ama son yıllarda böylesine bir istikrar pek görülmemişti. Nitekim daha sonraki yıllarda başka bir Anadolu takımı böyle bir istikrar yakalayamadı. Sivasspor ve Bursaspor, ikişer sene üst üste başarılı olabildiler. Trabzonspor ise o yıllarda epey yarış dışında kalmıştı. Yani Serdar Bilgili döneminde Beşiktaş hem ezeli rakipleri FB ve GS ile mücadele ediyor; hem de Gaziantepspor gibi hiç de hesapta olmayan bir rakiple yarışıyordu. Serdar Bilgili döneminde, 7 sezonluk aradan sonra gelen ve tüm derbilerin kazanıldığı 85 puan gibi inanılmaz bir başarı ile tamamlanan anlamlı 100. Yıl şampiyonluğu kuşkusuz camia için büyük moral oldu. Ancak diğer 3 sezonun ikisi 3.lük, biri ise 4.lük ile tamamlanmıştı. Şampiyonluğu ayrı değerlendirirsek, diğer sezonlarda Beşiktaş artık ilk ikiye de giremez duruma gelmişti. Kuşkusuz 101. Yıl olağandışı bir yıldır. Ligin ilk devresini 8 puan önde kapayıp; ligin sonunda 14 puan geride 3. olarak ligi bitirmiş olmak, gene Beşiktaş taraftarınca hazmedilememiştir. (Burada amacı saptırmamak adına o “özel” sezonun detayına girmiyorum. Ama Beşiktaş kuşkusuz iki sene üst üste şampiyon olacağı yerde böyle bir çöküş yaşadığı dönemde ve sonrasında, haklarını her cephede çok daha iyi aramalıydı. Bu camia olarak hepimizin sınıfta kaldığı bir dönemdir.) Böylelikle hem Serdar Bilgili seçime gitmeyi ve aday olmamayı uygun gördü, aslında bunu yapmak zorunda kaldı, hem de tekrar yükselişe geçecek olan Beşiktaş’ın önü kapanmış/kapatılmış oldu. Artık 8 seneden uzun sürecek Yıldırım Demirören dönemi başlıyordu.

Yıldırım Demirören, Serdar Bilgili döneminde yöneticilik yapmıştı. Tıpkı Serdar Bilgili’nin Süleyman Seba döneminde yaptığı gibi. Aslında kendilerinden bir önceki başkanların yanında deneyim kazanmış yöneticilerin koltuğu devralmaları gayet olumlu bir tablo gibi gözüküyordu. Ancak sonuçlar beklendiği gibi olmadı. Ben Yıldırım Demirören dönemini de ikiye bölmek istiyorum. Bir kısmını yani ilk 5 sezonu Serdar Bilgili’nin devamı gibi değerlendireceğim; sonraki 3 sezonu ise ayrıca; yeni bir dönem olarak ele alacağım. İkinci döneme “ustalık dönemi” diyemiyorum, zira çok da yerinde bir tanım olmayacaktır. Kesit olarak genel kurul seçimlerini de almıyorum, bunu da belirtmek istiyorum. Burada benim çizgi olarak aldığım nokta; kazanılan şampiyonluk; çifte kupayla kapatılan 2008/09 sezonudur. Y. Demirören de tıpkı S. Bilgili gibi ilk sezonunu 4. Sırada tamamlamıştır. Takip eden 4 sezonda ise, takım ligi 1 kez şampiyon, 1 kez ikinci, 2 kez de üçüncü olarak bitirmiştir. S. Bilgili’nin ilk senesini takip eden 3 sezonda takımın 1 kez şampiyon, iki kez üçüncü olmasına benzer bir durum söz konusudur. Yani Beşiktaş, 9 sezon içerisinde 2 kez mutlu sona ulaşmış; bunun dışında başkanların ilk seneleri olan iki sezon haricinde hep kendine ilk 3 içerisinde yer bulmuştur. Bir de ikincilik olduğu dikkate alınırsa, 3 kez Şampiyonlar Ligi’ne katılım hakkını elde etmiştir. Bu 5 sezonda FB’nin yükselişi dikkat çekicidir. Beşiktaş’ın şampiyon olduğu sezon hariç diğer 4 sezona FB iki şampiyonluk, iki tane de ikincilik sığdırmıştır. GS de 2 şampiyonluk elde etmiş olmasına rağmen bu dönemde hiç ikinciliği olmadığı için şampiyonlar liginden daha uzak kalmıştır. Mercek altına aldığımız 9 sezonun toplamına baktığımızda, FB 4, GS 3, BJK 2 kez şampiyon olmuştur. Fark açılmaya devam etmiştir. Öte yandan Y.Demirören’in ilk 5 sezonunda; Serdar Bilgili dönemindeki Gaziantepspor çıkışına benzer bir hamleyi, Sivasspor gerçekleştirmiştir. Sivasspor ligde kalıcı bir yer edinmiş olsa da; bu başarısı daha sonra devam etmemiştir. Bu ilk 5 sezonun bir diğer özelliği ise son 2 senede 70 puanın üzerine çıkılmış olmasıdır. Şampiyon olunan sene 71 puan toplanırken; 73 puanla 3. olunmuş olması da ilginçtir.

 “II. Demirören Dönemi” (2009/10 – 2012/13, 4 sezon) ve Fikret Orman Dönemi (2012/13 – devam ediyor)

Çifte kupalı sezon sonrası bırakın şampiyonluğu artık üçüncülüğün bile uzak olduğu yeni bir döneme girilmiştir. Bu dönemde transfer politikalarında da bazı önemli değişimler gözlenmiştir. Pahalı yıldızlar transfer edilerek, başka kulüplerle yarışa girilmiş, kulübün zaten ağır olan borç yükü daha da büyümüştür. Geride kalan bu dört sezonun ilk üçünde, futbol takımı ilk üçe bile girememiştir. Son sezonda ise ancak üçüncü olabilmiştir. Bu üçüncülük de göreceli olarak bir iyileşme gibi görülerek; yanıltıcı olmamalıdır. Zira, 2012-13 sezonunda Beşiktaş, Avrupa Kupalarında mücadele etmemiş, ayrıca Türkiye Kupası’na daha çeyrek finale bile gelmeden veda etmiştir. Bu nedenle neredeyse tek kulvarda yürüttüğü yarışta da, liderin önemli bir puan farkı ile gerisinde kalmıştır. Böyle bir tabloyu da “iyiye gidiş” olarak algılamak, camiamız için yeniden “üçüncülüğe yükselmeyi”! bir başarı olarak görmek de çok manalı olmayacaktır.

Yıldırım Demirören’in, her iki dönemini birlikte değerlendirmemizin faydalı olacağı istisnalar da mevcuttur. Bunun başında ismi sponsorların değişimi ile birçok kez değişmiş olan Türkiye Kupası gelmektedir. Ezeli rakip FB’nin neredeyse 30 sene boyunca ulaşamadığı bu kupayı Beşiktaş 6 sezon içerisinde tam 4 kez kazanma başarısı göstermiştir. Ancak şampiyonluğun “tavan”, ikinciliğin “tatmin” getirdiği bir ortamda; bu kupa ancak “teselli” olabilmiştir. Ayrıca son kupaya şike gölgesi sebebiyle şaibe karışmış olması, hatta hem Türkiye’de; hem de uluslararası platformlarda alınan cezalar, tüm camiayı üzmüştür. Bununla birlikte, bu kulvarda eleştirilen Fenerbahçe, son iki sezonda üst üste bu kupayı müzesine götürmüştür. Görülüyor ki, artık Türkiye Kupası da menzilimizden çıkmıştır. Son dönemde takımımız, bu kupaya hep erkenden veda etmektedir.

Tüm bunları bir kenara bırakıyorum, Beşiktaş son yıllarda inanılmaz istatistiklere de imza atmıştır. Bunların başında çok ama çok uzun bir süre “Lider bile olamamak” geliyor. Son 4 sezonda, Beşiktaş kaç kere liderlik koltuğuna oturmuş biliyor musunuz? Sıfır! Toplam 142 haftadan bahsediyoruz! İşin traji-komik yönü, son kez şampiyon olduktan sonra bir daha bir hafta için bile liderlik yüzü görememiş olmamızdır. Bu özlemimiz, tam 2013/14 sezonunda son bulmuş ve 144 hafta sürmüştür… Ancak çok kısa bir liderlik süresinden sonra, koltuğu çok dramatik bir şekilde gene devretmiştir.

Tablo: Beşiktaş’ın son 4 sezondaki haftalık sıralamadaki yeri

Sezon

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33

34

2008/09

3

1

2

1

4

3

1

1

4

3

2

2

2

6

6

6

6

5

4

5

3

3

2

2

2

2

2

2

2

2

1

1

1

1

2009/10

8

5

7

9

12

12

9

8

7

5

4

3

3

2

3

5

5

5

5

4

4

5

4

4

3

4

3

3

4

4

4

4

4

4

2010/11

6

10

5

4

3

2

5

7

7

6

8

6

6

5

5

5

5

5

5

5

6

6

6

6

7

7

7

6

5

5

5

5

5

5

2011/12

13

6

5

3

4

7

5

6

4

7

6

5

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

3

4

4

4

4

4

4

2012/13

6

12

4

3

5

10

11

12

10

7

8

5

4

3

3

2

2

2

2

3

2

3

3

2

2

3

3

3

3

3

3

3

3

3

Not: 2011/12: Sezonunda ayrıca 6 hafta play-off maçları oynanmıştır. Beşiktaş bu haftalarda da liderlik koltuğuna oturamamıştır.

Aşağıdaki tabloda ise son yıllardaki istatistiklerimizi paylaşıyorum. Puanda 60’ın altına inmeye başlamış, averajı da 20’nin altında seyreden bir takımız artık. Geçen sene (2012/13 sezonu) kırdığımız lig tarihi gol yeme rekorumuz ise bu istatistikler içinde onlarca üzücü ve düşündürücü rakamlardan biri.

Sezon

Başkan

Puan

Şampiyon Takımın Puanı

Maç Başına Puan

Atılan Gol

Yenilen Gol

Averaj

2012/13

F.Orman

58

71

1,71

63

49

14

2011/12

Y.Demirören

55

78

1,62

50

39

11

2010/11

Y.Demirören

54

82

1,59

53

36

17

2009/10

Y.Demirören

64

75

1,88

47

25

22

2008/09

Y.Demirören

71

71

2,09

60

30

30

2007/08

Y.Demirören

73

79

2,15

58

32

26

2006/07

Y.Demirören

61

70

1,79

43

32

11

2005/06

Y.Demirören

54

83

1,59

52

39

13

2004/05

Y.Demirören

69

80

2,03

70

39

31

2003/04

S.Bilgili

62

76

1,82

65

45

20

2002/03

S.Bilgili

85

85

2,50

63

21

42

2001/02

S.Bilgili

62

78

1,82

69

39

30

2000/01

S.Bilgili

64

76

1,88

68

48

20

1999/00

S.Seba

75

79

2,21

74

27

47

1998/99

S.Seba

77

78

2,26

58

27

31

1997/98

S.Seba

48

75

1,41

56

41

15

1996/97

S.Seba

74

82

2,18

88

26

62

1995/96

S.Seba

69

84

2,03

74

46

28

Not: 2011/12 sezonundaki play-off maçları dikkate alınmamıştır.

İnceleyen İnceleyene…

Fikret Orman Dönemi’ne şu an için çok fazla değinmeyeceğim. Ama bazı ilginç durumlarla da karşılaştık: Yıldırım Demirören, 101. Yılda kaçan şampiyonluğun incelenmesi ile ilgili bir çalışma başlatmıştı. Fikret Orman ise Yıldırım Demirören Yönetimi dönemi ile ilgili. Gelin görün ki, aylarca süren ve basına sık sık haklarında demeçler verilen her iki inceleme de bir noktaya varmadı. Dağ fare doğurdu. Demek incelemeden önce ince-eleme, sık-dokuma gerekiyormuş. Bu noktada bazı dikkat çekici istatistikler paylaşmaya devam ediyorum:

Teknik Direktörler ve Bir Türlü Sağlanamayan İstikrar…

Yıldırım Demirören döneminde 8 buçuk sene içerisinde tam 9 farklı teknik direktörle çalışılmıştır:

  1. Vicente Del Bosque
  2. Rıza Çalımbay
  3. Mehmet Ekşi (2 maç)
  4. Jean Tigana
  5. Ertuğrul Sağlam
  6. Mustafa Denizli
  7. Bernd Schuster
  8. Tayfur Havutçu
  9. Carlos Carvalhal

Fikret Orman döneminde ise iki sene içerisinde tam 4 farklı teknik direktörle çalışılmıştır:

  1. Carlos Carvalhal
  2. Tayfur Havutçu
  3. Samet Aybaba
  4. Slaven Bilic

Peki ya Avrupa Kupaları?

Beşiktaş’ın Avrupa Kupaları macerası aslında mercek altına almış olduğum 18 seneye sığmayacak istikrarlı bir başarısızlık öyküsüdür. Ufak parıldamalar dışında durum bundan ibarettir. Herhangi bir yönetim, başkan, dönem, teknik ekip, kadrodan bağımsız…

Ama aşağıda paylaşacağım istatistiklerden de öte, şoke edici tablo şudur: Kulübümüz çok kısa bir zaman zarfı içinde 3 farklı sebepten Avrupa Kupalarına katılamamayı başarmıştır. Bunun dünyada başka bir örneği var mıdır, inanın ben de bilmiyorum. İşte o çarpıcı resim:

  • 2000/01 sezonunda – 16 sene sonra – sportif başarısızlık sebebiyle
  • 2012/13 sezonunda Mali Kriterlere uymadığı için
  • 2013/14 sezonunda Şikeye teşebbüs gerekçe gösterilerek

Beşiktaş şimdiye kadar (2013/14 sezonu hariç) toplam üç farklı UEFA turnuvasına katılmıştır. Bu listede bu turnuvalarda oynadığı sezon, oynadığı maç, galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet sayıları gösterilmektedir.

Turnuva

Sezon

Oyun

Galibiyet

Beraberlik

Mağlubiyet

Atılan Gol

Yenilen Gol

Şampiyonlar Ligi / Şampiyon   Kulüpler Kupası*

16

68

24

12

32

71

101

Avrupa Ligi / UEFA Kupası

13

78

35

14

29

122

98

Kupa Galipleri Kupası

7

20

4

4

12

21

38

Toplam

36

166

63

30

73

214

235

* Rakiplerin maça çıkmadığı 1957-58 sezonundaki Olympiakos ve 1986-87 sezonundaki APOEL eşleşmeleri de dahil edilmiştir (toplam 4 maç – her biri hükmen 3-0 galibiyetle tescil edilmiş durumda)

Altyapı mı? Hangi altyapı?

Eğer A takımdan ümidi kesmiş ve gelecek jenerasyonlara ümit bağladıysanız, orada da bir uyarıda bulunmak isterim. A2 Liginde en son 2002-3 sezonunda şampiyon olmuş Beşiktaş. Son 10 sezonda sadece 2 kez ilk 3’e girmiş! Son 6 sezondur ise ilk 3’e dahi giremiyor. Sivas, Antalya, Gençlerbirliği; hatta Kartalspor ve Ankaraspor dahi şampiyon oldular son 6 senede! Altyapı da alt-üst olmuş gördüğünüz üzere…

Evet. 1. Bölüm için epey şey yazdık – çizdik. Devamı gelecek…

Advertisements

One Response to “BÜYÜK BEŞİKTAŞ DOSYASI – BÖLÜM 1”

  1. Mehmet 22 November 2013 at 19:42 #

    Cem bey gayet güzel bir analiz yapmışsınız. Tebrikler. Beşiktaş’ın Seba ile yaşadığı altın yıllar olan 1985-1995 arası dönem lig tarihimizdeki istisnai yıllarımız.1957-67 arası 10 yıllık dönem ile 1985-1995 arası 10 yıllık dönemi dışarıda bırakırsanız, (ki o yıllarda henüz endüstriyel futbol çağına tam olarak girmemiştik) geri kalan bölüm olan 35-36 yıllık dönemde Beşiktaş’ın topu topu 3 şampiyonluğu bulunuyor. 70’li yıllar felaketti, 2000’ler de çok kötü geçiyor. Havuzdan gelen para ve endüstriyel futbolun sunduğu gelirler Beşiktaş’ı Anadolu kulüpleri karşısında güçlü kılıyor ama kötü yönetim ve değerlendirilemeyen potansiyel FB-GS karşısında kaybetmeye mahkum bırakıyor. Aslında gerek seyirci gerek yönetime girecek zengin iş adamları potansiyeli bakımından hemen her zaman Beşiktaş FB-GS nin gerisinde olmuştur. Hiçbir zaman onlar kadar yüksek bütçeli takımlar kurmamış, kuramamıştır. (Belki 1-2 istisnai sezon vardır) Türk futbolunun genlerinde kötü yönetilmek var maalesef. Beşiktaş örneğinde bu daha ağır görülüyor. Hepsi kötü yönetilen Üç/Dört büyükler arasında en az kötü yönetilen başarılı oluyor. Beşiktaş’ın bu kötü yönetim sarmalından çıkmasını umuyorum ama pek kolay olmayacak gibi gözüküyor. Selamlar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: